Türkçe | Deutsch | English |

Ana SayfaOtel BilgileriFiyatlarTurist RehberiResim GalerisiİletişimRezervasyonziyaretçi defteri

Didim



Didim, Aydın'ın turistik bir ilçesidir. Doğuda Muğla il sınırı ve Güllük Körfezi ve Akbük Koyu, batıda ve güneyde Ege Denizi, kuzeyde Bafa Gölü ve Menderes Nehri ile sınırlanmış bir yarımada şeklindedir, yüzölçümü 402 km'dir. 2000 Yılı Nüfus Sayımı sonuçlarına göre 37.395 kişinin yaşadığı ilçeye bağlı 3 belediye ve 5 köy bulunmaktadır.

Didim ilçesinin ilk yerleşim izleri Neolitik Devre (M.Ö. 8000) uzanır. MÖ 16. yüzyılda Miken, Giritliler ve daha sonra da Aka kolonilerinin varlığı görülür. Persler, Romalılar ve Bizanslılardan sonra 1071 Malazgirt Savaşı'yla Anadolu'nun kapıları Türklere açılmış, önceleri Karia olarak anılan bu bölge Türklerin eline geçen ilk bölge olmuştur. Bölge, I. Haçlı Seferi'nin ardından yeniden Bizanslıların eline geçmiştir. 1261 yılından sonra bölgede Menteşe Beyliğinin kurulmasıyla Didim ve çevresi bu beyliğin içine alınmıştır.

Bölge, Osmanlı İmparatorluğu döneminde varlığını "Yeronda - Yoran" adıyla sürdürmüstür. 1955 depreminden sonra önceleri halk arasinda "Hisar" olarak da adlandırılan Yoran, devlet tarafından yaptırılan afet evlerine halk taşındıktan sonra "Yenihisar" adını almıştır. Sonrasında isim benzerliğine yol açmamak için dünya üzerinde sadece bir yerde bulunan ve kökü "Didymaion"dan gelen adı "Didim" olarak yenilemiştir.

Didim ve çevresi, Söke ilçesinin bir parçası iken 9 Mayıs 1990 tarihinde yayımlanan bir kanunla Yenihisar kasabası merkez olmak üzere Akbük, Ak-Yeniköy beldeleri ile Balat, Batıköy, Denizköy ve Yalıköy köyleri ve Milas ilçesinden alınan Akköy ile ilçe olmuştur. 1999 yılında Yenihisar ilçesinin ismi Didim olarak değiştirilmiştir.

İlçe ekonomisi tarıma ve turizme dayalıdır. Tarla ürünlerinden buğday ve pamuk birinci sırayı almaktadır. hBölgede, ayvancılık tüketim ihtiyacını karşılayacak kadar olup özellikle küçükbaş hayvan yetiştiriciliği önde gelmektedir.

Bafa Gölü (Bafa See)



Bafa Gölü, Ege Denizi'nin bir koyu iken ülkemizde az bozulmuş ender kıyı sulak alanlarından biri olan Büyük Menderes Deltası'nın jeomorfolojik gelişimi sonucunda göl halini almıştır. Gölün maksimum derinliği 25 metredir. Gölün ana su kaynağı, Büyük Menderes Nehri taşkınları ile çevresindeki dağlardan gelen yeraltı ve yerüstü sularıdır.

Göl çevresinin bitki örtüsü ılgınlardan, zeytinliklerden ve çam ormanlarından uluşur. Bafa gölü, Büyük Menderes Deltası'nın sahip olduğu ekosistem özelliklerini bünyesinde barındırmakta ve nesli tehlikesiyle karşı karşıya olan birçok kuş türüne üreme ve kışlama ortamı yaratmaktadır.

Bölgede gözlemlenen başlıca kuş türleri; tepeli pelikan, cüce karabatak ve deniz kartalıdır. Ayrıca bölge, 300.000'nin üzerinde değişik türden kuşun kışlak alanıdır.

Gölün su bitkileri açısından çok zengin olması ve 700 plankton çeşidini barındırması, birçok balık türünün gölde yaşamasına imkan sağlamaktadır. Beşparmak Dağları'nın göle dik inen güneybatı eteklerinde antik Heraklia kentinin bulunması ayrı bir kültürel özelliktir. Antik kent içinde de kurulduğu dönemi karakterize eden; Athena Tapınağı, Agora, Konsey Binası, Hamam, Tiyatro, Nymphaion (Çeşme Binası), Endymion Tapınağı bulunmaktadır.

Bu kaynak, değerinin korunması ve devamlılığının sağlanması amacıyla 12281 hektarı 1994 yılında Tabiat Parkı olarak ayrılmıştır.

Milet / Miletos



Otelimize 25 km mesafede bulunan Milet (Klasik Yunanca: Μίλητος, Milētos ve Latince Miletus) Anadolu'nun batısında, Ege Bölgesi'nde klasik adı Meander olan Büyük Menderes Nehri'nin hemen ağzına yakın, deniz kıyısında antik bir liman şehridir. Şimdi Aydın'in Söke kazasında Akkoy'un 5 km kuzeyinde ve Balat Köyü yakınında bir harebe halinde olup limanı Büyük Menderes tarafından doldurulduğu için yaklaşık denizden 10 km içeridedir.

Cilalı Taş Devri

Milet'in Taş Devri'nden beri yerleşke olduğu bilinmektedir. Fakat Milet ve etrafında bulunan adalarda Taş Devri'nde yaşayanlar hakkında arkeolojik delil bulunmamaktadır ve bu Ege Denizi'nin sularının yükselemesine ve Büyük Menderes'in ağzının birkaç kere değişmesine bağlanmaktadır. Arkeolojik araştırmalarla elde edilen bilgilere göre ise Milet, ilk olarak MÖ 3500-3000 yıllarında Cilalı Taş Devri'ni yaşıyanların bir yerleşkesi olmuştur. Bafa Gölü dibinden alınan sondaj örneklemlerinde yapılan polen sayımlarına göre, Büyük Menderes Vadisi'nde Milet'ten daha içeride bulunan alanlarda yaprak döken ağaçlıklı çayırsal alanlar bulunmakta ve Cilalı Taş Devri yerleşkeleri için hayvancılık yapmaya uygunluk sağlamaktadır. Cilalı Taş Devri yerleşkelerinin su kaynaklarına yakın, stratejik olarak iyi korunabilecek (örneğin Büyük Menderes kenarında ve sahilde yüksek uçurumlu) mevkilerde ve ada kıyılarında bulunduğu, hayvancılık ve deniz ürünleri ile geçindikleri varsayılmaktadır.

Bronz Devri ve Girit Minoa İlişkileri

Milet'te Bronz Devri arkeolojik kalıntıları, MÖ 1900 civarında ticaret ile ele geçirilmiş olan Girit Minoa medeniyeti tarafından üretilmiş bronz eşyalar halinde görülmektedir. Bundan çıkarılan sonuca göre, Milet bu devirde, Anadolu'nun içleriyle ilişkilerle değil, Ege Denizi'nden gelen ilişkileri ile gelişmiştir. Antik Milet şehrinin bulunma efsanesine göre şehrin ilk yaşayanları Girit üzerinden gelmiştir. Roma zamanında yaşamış (d. MÖ 63/64 ? ö. MS 24) Yunan geografyacısı ünlü Strabo'ya göre Ephorus şunu bildirmiştir: Miletus'un bulunduğu yere yakın, denizden epeyce yüksek bir tepe mevkinde ilk defa Giritliler tarafından bir yerleşke kurulmuş ve bu onlar tarafından tahkim edilmiştir. Eskiden Lelegler tarafından yerleşilmiş olan ve onların elinde bulunan şimdiki Miletus mevkindeki araziler üzerine, Sarpedon eski Giritliler tarafından kurulan şehirden getirdiği koloniciler ile yeni bir şehir kurmuş ve bu yeni kurulan şehir Miletus anısına adlandırılmıştır.

 

Hitit dönemi

Miletus hakkında ilk yazılı arkeolojik kaynaklar Geç Bronz Dönemi'ne ait olup Hitit kaynaklıdır. Bu yazılı belgeler Milet şehrinin o zamanlar bir Hitit şehri olduğunu doğrulamaktadırlar. Diğer taraftan, Milet şehrinin surlarının da diğer Hitit surlu şehirler planına göre inşa edildiği gösterilmiştir.

Tarihi tesbit edilen Milet ismi, geçen ilk yazılı belge Milet'in Millawanda şehri adıyla Hitit Kralı olan II. Murisili'nin vakanamelerinde bulunmaktadır. Yaklaşık MÖ 1320de Milliwanda şehri Arzawa'lı Uhha-Ziti'nin isyanına destek göstermiştir. II. Murisili generalleri olan Mala-Ziti ve [Gulla]]'ya Milliwanda'ya hücum etmelerini emretmiş ve onların hücumu sırasında şehrin bazı kısımları yanmıştır. Milet'te yapılan arkeolojik kazı buluntuları o zamana kalıntı katlarında Milet'te bir büyük yangın olduğunu doğrulamaktadır

Manapa -Tarhunta mektupları serisinde bulunan Tawagalawa mektubuna göre Milawatanın valisinin ismi Atpa olup, bu vali Ahhiyawa idaresi altındadır (Ahhiyawanin Miken Yunan devleti olduğu sanılmaktadır). Aynı mektuba göre Atriya adlı bir şehir de Atpa'nın Milawata'daki idaresi altında bulunmaktadır. Manapa-Tarhunta serisindeki bir başka mektupta da Atpa adı anılmaktadır. Bu mektubun ilgilendiği ana olay birçok maceradan sonra Milawata'ya gelen Piyama-Radu adlı bir eşkiya, Atpa önünde Manapa-Tarhuntayı çok rencide eden sözlerle rezil etmiştir; bu mektubu yazan bundan şikayet etmektedir. Bir Hitit alt kralı Piyama-Raduyu Milawanta'ya kadar kovalamış gelmiştir. Tawagalawa mektubuyla bu eşkiyanın kendilerine verilip Hatti hukukuna göre yargılanmasının sağlanması istenmektedir.

İkinci seri ise Milwata mektupları olarak Milet'i adlandırır. Bu seriye göre Hitit kralı ve ona bağlı olan bir Luwi alt kralı (büyük olasılıkla Mira'lı Kupanta-Kurunta) ile birlikte Milwata üzerine bir sefer düzenlemişlerdir. Bu Milwata'nin Miletus'un yeni Hitit ismi olduğu kabul edilmektedir. Bu mektubun devamına göre de Milwata ve Atriya o zaman Hitit idaresine geçmiş bulunmaktadır.

Antik Çağlarda

Yunan eserlerine göre Milet'te ilk yaşayanlar Karyalılar ve Leleglerdir. Homer'in yazdığına göre Truva Savaşı sırasında Milet bir Karya şehri idi. Trova Savaşı'nın sonlarında Pylos'ta bulunan iç kalede Milet'ten gelmiş "Mil[w]atiai" asıllı kadın esirler bulunduğu da belirtilmiştir.

Bronz döneminin sonunda ortaya çıkan denizden gelen kavimler (Mısır'da Hiksoslar) göçleri ile Milet'in tekrar zarara uğradığı ve yanıp yıkıldığı bildirilmektedir.

Yunan tarihinin karanlık çağlarında Heraklidlerin dönüşünden sonra efsane yazanlara göre Yunanistan'dan Anadolu'ya yeni koloniciler gelip yerleşmişler ve bunlar Yunanca konuşan İyonya halkını oluşturmuşlardır. Milet şehri efsanesine göre Atinalı Kodru'un oğlu Neleus kolonicilerin başında Milet'e gelmiş ve Miletli erkeklerin hepsini öldürerek Milet'i bir koloni olarak yeniden kurmuşlardır. Efsaneye göre Miletli kadınlar bundan hoşlanmamış ve yeni kocaları ile bir masaya oturmamaya karar vermişlerdir.

Antik Yunan çağlarında bir bağımsız şehir olan Milet, önce Neleus soyundan geldiklerini iddia eden krallar tarafından idare edilmiş; MÖ 800den sonra şehri idare eden aristokrat soylular olmuştur. MÖ 687den itabaren şehrin idare şekli, tiran adı verilen tek olarak mutlak idareci, diktatörlere geçmiştir. Milet şehiri Anadolu'da on iki İyonya şehrinin kurmuş olduğu İyonya Ligi üyesi olduğu görülmektedir. MÖ 8. yüzyılda yapılan Lelantin Savaşları'na katılan İyonya şehirlerinden biri Milet'ti.

Kendisi bir koloni olarak kurulan Milet, MÖ 6. yüzyılın ilk yarısında bir deniz imparatorluğu merkezine dönüşmüştür. Milet, Karadeniz kıyısında, Trabzon, Sinop ve Kırım'ı da kapsayan, kendine bağlı 90 adet koloni kenti kurarak muhteşem bir güce ulaşmıştir.

Klasik Yunanistan daha yeni gelişmekte iken, İyonya'da merkez durumundaki Milet, Anadolu kıyılarında birdenbire bir sanat, ilim ve felsefe merkezi olarak parlamıştır. Antik Yunan medeniyetinin bilimde ilerlemesi Milet ekolu yoluyla başlamıştır. Klasik çağların çok ünlü Milet asıllı tabiat alimleri arasında Thales, Anaksimenes, [Anaksimendros], ve Hecataeus sayılabilir. Birbirine parallel ve birbirine dik sokaklardan oluşup bir ızgara gibi dikdörtgen bloklar ortaya çıkaran yeni şehir planlama sistemi Milet şehri planlamacısı Hyppodamos tarafından geliştirilmiş; Milet'e uygulanmış ve sonra Roma İmparatorluğu'nun özellikle ordu merkezi ve ordu mensuplarının kurduğu yeni koloni şehirlerinde uygulanmıştır.

Milet ve Diğer Lidya Kralığı şehirleri

Milet, Lidya'nın gelişmesi ile Lidya kralı ile özel ilişkiye girmiş; fakat MÖ 547-546da Lidya Kralı Kroesus Pers Akimenit İmparatorluğu'na yenilince Pers idaresi altına girmiştir. MÖ 502de Nakse Adasında başlayan Perslere karsi İyonya İsyani'nina Milet tiranı Aristagoras önce Perslere yardım etmek üzere Nakse Adasına hücum etmekle başlamış; fakat bu adayı ele almada başarı kazanamayınca Perslere karşı olan isyanın lideri olmuştur. Persler bu isyanı çok şiddetle bastırmış ve Milet'i yakıp yıkıp ağır cezalandırmışlardır. Bütün İyonya ve Yunanistan bunun acısını çekmiştir. Örneğin bir yıl sonra Atina'da bir yazar Milet'in Zaptı adlı bir oyunu sahneye koymaya girişince, oyunun yazarı büyük kayıpları hatırlatma suçu ile para cezasına çarptırılmıştır.

MÖ 479'da Yunanlıların Perslere karşı Mycale (Samsun Dağı) Deniz Savaşı'nda galip gelmelerinden sonra Yunanistan Yarımadası ve İyonya (bu arada Milet) tekrar Pers nüfuzundan kurtulmuştur. Bu dönemde Milet, Atinalı devlet adamı Perikles'in metresi olan yüksek sınıf hayat kadını Aspasia'nın ve Yunan edebiyatında çok açık sacık şakalarla ve hareketlerle dolu oyunlar yazarı olarak tanınan Aristides'in doğum yeri olarak ün yapmıştır. Aynı devirde Milet yeniden Hippodamos şehir planlaması teorilerine göre inşa edilmiştir. Ama MÖ 403'ten sonra Milet tekrar Pers idaresi altına girmiş ve MÖ 4. yüzyılda Perslere bağlı olan Kariya Satrapları tarafından idare edilmişlerdir.

Helenistik, Roma ve Bizans dönemleri

Milet MÖ 304'te Büyük İskender tarafından Perslerin elinden alınmıştır. Büyük Iskender'in ölümünden sonra MÖ 313'te Antigones ve MÖ 301'de Selevkidlerin eline geçmiştir. MÖ 188'de Milet şehri tekrar bağımsızlığını kazanmıştır. MÖ 133'te son Bergama Kralı ülkesini Romalılara miras olarak verdikten sonra da Milet bağımsız kalmamış, Roma'ya bağlanmıştır.

Roma'nın cumhuriyet ve imparatorluk devirlerinde Milet şehri, merkezi Bergama'da olan Asya Eyaleti'nin parçası olmuştur. Günümüzde görülen kalıntılar daha çok Roma Dönemi'ne aittir. 15.000 seyirci alabilen tiyatrosu, Anadolu'nun en büyük Roma Hamamı ve Faustina Hamamı, şaşırtıcı büyüklükteki Agoralar (pazar yerleri) Milet'in görkemini gözler önüne serer.

Hristiyanlığın ana kitabı olan İncil'in Ahdi Atik kitaplarında Milet'in ismi birkaç defa geçmektedir. Tarsuslu Evliya Paul'un MS 57'de üçüncü misyonerlik seyahatinde St. Paul'un Milet'te Liman Anıtı önünde oturup Efes'ten gelen ilk Hristiyan liderleri ile konuşup onlara orada veda ettiği bildirilir. St. Paul daha sonra da MS 65/66'da Milet'i ziyaret etmiştir.

İmparator Diocletian'in MS 297'de yaptığı Roma yörel idare reformlarına göre Milet şehri, merkezi Efes olan Asiana Diakos idaresine ve yine aynı şehir merkezli Asya eyaletine bağlanmıştır. Roma İmpartorluğu'nun uzun idaresi altında genel olarak eyalet merkezi olmayan şehirlerin önemlerini kaybettiği bilinmektedir. Fakat Milet önemli bir liman şehri olduğu için bu süreç diğer Asya eyaleti şehirlerine kıyasla çok daha yavaş olmuştur.

Büyük Konstantin Roma İmparatorluğu'nu ikiye böldüğü zaman Milet konumu nedeniyle Doğu Roma/Bizans İmparatorluğu idaresinde kalmıştır. Hristiyanligin resmi din olamasının Büyük Konstantin ile kabulü ile Konstantinoplis Patrik'ine bağlanmıştır. Milet'te bir Hristiyan psikoposluk kurulmuştur. Milet Bizans İmparatorluğu içinde iken hem önemli idare merkezi olmadığı hem de limanının Büyük Menderes tarafından doldurulması dolayısıyla şehrin önemi gittikce azalmış ve şehir küçülmeye devam etmiştir. Böylece şehir açık hava tiyatrosu arkasında bulunan Palatia adı ile anılan Bizans kalesi çevresine çekilmiştir.

11. yüzyıl sonlarında Selçuklular Anadolu'yu işgal etmeye ve Türkmen göçmenler Ege kıyılarına da yerleşmeye başlamışlardır. Selçuklular zamanında Milet limanı yine Venediklilerle ticaret için liman olarak kullanılmıştır. Birinci Haçlı Seferi'nden sonra Bizanslılar Ege kıyılarını tekrar ellerine geçirmişlerdir.

Selçukluların Moğollara Kösedağ Savaşı'nda yenilip devletleri dağılmaya başladığında Milet'in Menteşeoğulları'nın eline geçtiği bilinmektedir.

Sonunda Milet Osmanlıların eline geçer ve limanı kullanılır. 1494'te Menteşe Beyleri ecdadından İlyas Bey, Milet'te bir cami, medrese ve oluşan bir kulliye yaptırmıştır. Fakat limanın dolmasıyla Milet terkedilmiş, şehir harabeleri bugün deniz kıyısından 10 km kadar içerde kalmıştır. Fakat yine de bir koyun adı, Balat (Palatia'dan alinma) Koyu olarak kalmıştır.

Pirene


Pirene Harabeleri'nin Otel Ksantos'a uzaklığı yaklaşık 40 km'dir.

Priene, Aydın Söke'de Efes'e yaklaşık 100 km uzaklıkta kurulmuş bir İyon (Antik Yunan) şehridir. Şehir, Menderes Nehri'nin 10 km kuzeyindedir. Şehir kurulduğunda deniz kıyısındaydı. Menderes'in alüvyonu nedeniyle şimdi karadan kilometrelerce içeridedir.

Belus'un oğlu Aegyptus yönetiminde İyonlar tarafından kurulduğu kabul edilir. Şehir sonra Lidyalı Ardys tarafından alınır. MÖ 6. yüzyılın ortalarında şehrin "bilge"si Bias yönetiminde, şehir tekrar canlandı ve zenginleşti. MÖ 545 yılında Pers Kralı Cyrus (Kurash) tarafından ele geçirildi. Şehir Perslere karşı İyon Başkaldırısına (MÖ 499) 12 gemi ile katıldı. Komşusu Samos (Sisam) ile ortaya çıkan anlaşmazlıklar ve Büyük İskender'in ölümünün ardından çıkan karışıklar dolayısıyla şehir güçsüzleşti. Roma, 155 yılında şehri, Bergama (Pergamon) ve Kapadokya krallarının elinden kurtarmak durumunda kaldı.

Kapadokya kralının asi oğlu Orophernes, Romalıların şehri alması ile Priene'e gömdüğü hazinesine ulaştı ve adak olarak şehirdeki Athena Tapınağı'nıonardı. Roma ve Bizans yönetimi altında zengin bir şehir olarak kaldı. 13. yüzyılda şehir Türklerin eline geçti.

İngiliz sanat ve eski eser ticareti yapan ve Francis Dashwood tarafından kurulan Dilettante Sosyetesi 1765 ve 1868'de, taraçalanmış planlı şehrin kalıntılarını araştırma ile görevli bir grup gönderdi. Bu grubun ve Berlin Müzesi'nden Theodor Wiegand (1895-1899) ın çalışmalarından sonra şehrin tamamen soyulduğu ve harap edildiği görülüyor.

Şehir, 4. yüzyılda tekrar kuruldu. Şehrin yeni planı, yolların birbirini dik açı ile kestiği bir dikdörtgendir. Bu plan günümüzün modern şehir planı Girit'in öncüsünü oluşturur. Şehrin üzerine kurulduğu dik yamaç güneye bakar. Şehrin Akropolis'i 230 metre yukarıdadır. Şehir, güvenlik kuleleri olan 2 metre kalınlığında taş duvar ile çevrilidir. Şehre giriş, üç ana kapıdan yapılır.

Akropolis'in aşağısındaki yamaçta Demeter Tapınağı bulunmakta idi. Şehrin, 7m genişliğinde doğu-batı doğrultusunda altı ana yolu ve bunları dik kesen 3.5 m genişliğinde 15 tali yolu vardır. Şehirdeki tüm kavşaklar arasındaki mesafe aynıdır. Dolayısıyla şehir 80 eşit alanlı bloğa ayrılmıştır. Özel evler, her bloğa sekiz ev seklinde düzenlenmiştir. Şehirde temiz su ve kanalizasyon yapıları açıkça görülebilir. Priene evleri ile eski Pompei evleri arasında benzerlikler vardır. Athenapolias Tapınağı, şehrin batı yarısında, ana yolun kuzeyinde yüksek bir terasa kurulmuştu. Yüksek bir işçiliğin eseri bir merdivenle çıkılan bu tapınak, ön yüzünde 6 kolonu bulunan (hexastyle) bir yapıya sahiptir. Tapınağın mimarı aynı zamanda Dünyanın Yedi Harikası'ndan biri Mausoleumun da mimari Pytheostur. 1870 te Athena heykelinin kaidesinin altında, Kapadokya tarafından yapılan restorandan kalması olası, Orophernes resimli gümüş yirmi drahmiler ve bazı mücevherler bulunmuştur.(Büyük bir olasılıkla Dilettanti Sosyetesinin kazıları sırasında.)

Ana yolun bir yanında, yüzü yola bakan bir seri toplantı binası, diğer yanında ise güzel bir alışveriş merkezi vardır. Kuzeyde, belediye binaları, Roma tipi gymnasium ve iyi korunmuş bir tiyatro vardır. Şehir planının ortasındaki tüm yapılar gibi, Isis ve Asclepius Tapınakları tamamen harap haldedir. Büyük bir stadyum, şehrin en alçak yerinde, güneyde duvarların içinde kurulmuştur ve İyon zamanından kalan gymnasium ile bağlantısı vardır.

 Impressum | E-Mail - Contact | Links | Sitemap |